Çevreyi Nasıl Koruyabiliriz ?

Çevreyi korumak için, en azından bireysel olarak yapılabilecek bir takım önlemler bulunmaktadır. Bir miktar fedakarlık gösterilerek yapılması geleceğimizin temini olan birkaç önlem aşağıda yer almaktadır:

  • Tüketirken tekrar düşünülmeli, gereksiz tüketimden kaçınılmalıdır.
  • Tükettiğimiz ürünleri tercih ederken çevresel etkilerine dikkat edilmeli ve seçimler bilinçli bir şekilde yapılmalıdır.
  • Çöpler, çöp poşetinin ağzını sıkıca bağlandıktan sonra çöp kutusuna atılmalıdır.
  • Ormanlar korunmalıdır.
  • Ağaçlara zarar verilmemelidir.
  • Çimlerin üzerinde ateş yakılmamalıdır.
  • Hayvanlara zarar vermekten kaçınılmalıdır.
  • Denizler kirletilmemelidir.
  • Evcil hayvanların atıkları temizlenmelidir.
  • Çevremiz sahiplenmeli, değeri ve önemi çocuklara öğretilmeli, büyüklere anlatılmalıdır.
  • Enerji tasarrufu yapılmalıdır.
  • Biten piller pil kutusuna atılmalıdır.
  • Piknikten sonra ateş söndürülmeli ve asla yerde çöp bırakılmamalıdır.
  • Kâğıt, teneke, cam, pil gibi geri dönüşümü olan maddeler geri dönüşüm kutularına atılmalıdır.
  • Egzozlu taşıtlar fazlalaşmamalıdır.
  • Başta su olmak üzere her konuda israftan kaçınılmalıdır.
  • Kozmetik ürünleri özellikle de saç sprayleri ve deodorantlar fazla kullanılmamalıdır.

Yorum (1) Yorum yaz!

Gitmeden Önce Temiz Bir Dünya,Temiz Bir Türkiye Bırakalım...



Çevre kirliliği veya kirlenmesi; bütün canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen, cansız çevre öğeleri üzerinde yapısal zararlar meydana getiren ve niteliklerini bozan yabancı maddelerin; hava, su ve toprağa yoğun bir şekilde karışması olayıdır.. Veya Çevre kirliliği, ekosistemlerde doğal dengeyi bozan ve insanlardan kaynaklanan ekolojik zararlardır...
ÇEVRE VE SAĞLIĞIMIZ:
Bütün canlıların uyum içinde yaşadıkları alana doğal çevre denir. Tabiattaki bütün canlılar çevremizdeki diğer varlıklarla uyum içinde hayatlarını devam ettirirler. Canlılar ile canlı varlıklar arasında canlılar ile cansız varlıklar arasında bir madde alış-verişi ilişkisi ve uyumu mevcuttur.

Örneğin,ormanlarda tüm bitki,hayvan ve mikroskobik canlılar uyum içinde yaşar.Çevreyi oluşturan canlı halkalardan birinin yok olması,diğer canlıların olumsuz etkilenmesine neden olur. (Besin zinciri)

Örneğin,ormanların yok olmasının çevreye çeşitli etkileri vardır;

* Ormanda yaşayan canlı türleri yok olur.
* Hava kirliliği artar.
* Yağışlar azalır.
* Erezyon artar.
İNSANLARIN ÇEVREYE ETKİLERİ
Kullandığımız yakıtlardan kül ve zehirli gaz gibi atıklar açığa çıkar. Baca ve egzozlardan çıkan zehirli gazların birleşmesi sonucu asit yağmurları oluşur.

Asit yağmurları temas ettiği bitki örtüsünün yok olmasına,insanlarda deri ve akciğer hastalıklarına neden olur. Çevre kirliliğini azaltmak için yüksek kalorili,kül ve zehirli gaz çıkışı az olan yakıtlar kullanılmalıdır. (doğal gaz,taş kömürü...) Deniz kazaları ile denize dökülen petrol,su üzerine yayılır. Su üzerine yayılan petrol kısa sürede temizlenmediğinde suyun güneş ışığı ve hava ile temasının kesilmesine neden olur. Bu olay suda yaşayan canlıları olumsuz etkiler.
ATIK ÇEŞİTLERİ
Çevreye atılan ve doğal dengeyi bozan zararlı maddelere atık denir. Kağıt,bitki kalıntıları,sofra artığı,hayvan leşleri ve doğal gübre gibi organik (canlı kökenli) atıklar mikroorganizmalar tarafından parçalanarak yeniden tabiata kazandırılır. Fakat bu atıklar, çevreye atıldığında mikropların üremesine de uygun ortam oluşur.

Cam şişe,teneke kutu,petrol,plastik,pet şişe,deterjan,tarım ilacı ve pil gibi maddeler tabiatta kalıcı kirliliğe neden olur.



Kalıcı kirliliğe neden olan atık maddelerin rasgele çevreye atılmaması ve sanayide yeniden kullanımı sağlanmalıdır. Cam,kağıt,teneke,pil ve plastik sanayide yeniden kullanılır.
KİRLİLİKTEN ETKİLENENLER
1-)SU
2-)HAVA
3-)TOPRAK

KİRLETEN KAYNAKLAR

* Zehirli Maddeler
* Radyoaktif Maddeler
* Petrol Ve Petrol Ürünleri
* Evsel Ve Kentsel Atıklar
* Endüstriyel Atıklar
* Gürültü
1-) SUYUN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
Canlıların hayatlarını devam ettirebilmeleri için suya ihtiyaçları vardır. Hücrenin büyük bir bölümü (2/3) sudan meydana gelmiştir. Hücrede meydana gelen biyokimyasal olaylar için su gereklidir. Ayrıca dünyanın ¾ ü suyla kaplıdır. Bu suların ancak %0,003 ü içilecek niteliktedir. İçilecek su kaynakları,yer yüzü suları/baraj,göl,gölet ve yer altı suları (kaynar,artezyenler) dır.
SU KİRLİLİĞİNİN SEBEPLERİ
* Endüstriyel kuruluşlarca bırakılan artıklar ( petrol,boya, deterjan, ağır metaller,kanalizasyon...)
* Tarımda kullanılan zehirler ve fazla kullanılan gübreler
* Hayvansal ve evsel artıklar
* Sulara bırakılan kurşun,civa
* Lağımların sulara karışması
SU KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ
* Arıtma tesisleri kurulmalı ve özenle işletilmeli
* Belirli yerlerde nüfus artışının önüne geçilmeli
* İnsanlar bilinçlendirilmeli
* Su kaynaklarının korunması için iyi politikalar geliştirilmeli,plan ve programlar yapılmalı
* Hava ve toprak kirliliğine sebep olan faktörler ortadan kaldırılmalıdır
2-) HAVANIN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
Hava,canlılar için vazgeçilmez bir ihtiyaçtır. Özellikle havada bulunan oksijen canlılarda besinlerin yıkımında rol oynadığından çok önemlidir.

Havada bulunan gazların;
%78’i Azot
%21’i Oksijen
%1’i Diğer gazlardan oluşur.
HAVA KİRLİLİĞİ VE İNSAN SAĞLIĞINA ETKİLERİ
Hava kirliliğine sebep olan etkenler şunlardır;
* Sanayiden çevreye bırakılan gazlar
* Araçların egzosundan çıkan gazlar
* Fosil yakıtlardan (petrol,kömür vs.)çıkan gazlar
* Fosil yakıtların yanması sonucu ortaya çıkan karbondioksit, azot oksitleri,kükürt oksitleri asit yağmurlarına neden olur.
* Hava kirliliğinin zararları bitki,hayvan ve insanlara daha fazladır.

İnsanlarda hava kirliliği;
* Solunum yolu rahatsızlıkları
* Astım-bronşite
* Vücudun savunma mekanizmasının zayıflamasına neden olur.
HAVA KRİLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
* Hava kirliliğinin en önemli nedenlerinden olan fosil yakıtlar olabildiğince az kullanılmalı. Bunun yerine doğalgaz, güneş enerjisi, jeotermal enerji vb. enerjilerin kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
* Karayolu taşımacılığı yerine demiryolu ve deniz taşımacılığına ağırlık verilmelidir.Büyük kentlerde toplu taşıma hizmetleri yaygınlaştırılmalıdır. Böylece otomobil egzoslarının neden oılduğu kirlilik azaltılabilir.
* Sanayi kuruluşlarının atıklarını havaya vermeleri önlenmelidir.
* Yeşil alanlar arttırılmalı, orman yangınları önlenmelidir.
* Ozon tabakasına zarar veren maddeler kullanılmalıdır.
TOPRAĞIN CANLILAR İÇİN ÖNEMİ
Yeryüzünün en üst tabakasını oluşturan örtüye toprak denir. Toprak tüm canlıların besin ve hayat kaynağıdır. Bitkiler;insan ve hayvanların,toprakta bitkilerin besin kaynağıdır. Çünkü bitkiler ihtiyaç duyduğu inorganik besin ve suyu topraktan alırlar.
Toprağın canlılara sağladığı faydalardan biri de yer altı sularının süzülerek canlıların kullanabileceği hale getirilmesidir. (doğal arıtma)
TOPRAK KİRLİLİĞİ
Toprak kirliliğine neden olan başlıca etmenler;
* Ev, iş yeri ve hastahane atıkları,
* Radyoaktif atıklar,
* Hava kirliliği sonucu oluşan asit yağmurları,
* Gereksiz yere ve aşırı miktarda yapay gübre, tarım ilacı vb. kullanılması.
* Tarımda gereksiz yere ya da aşırı hormon kullanımı
* Suların kirlenmesi. Su kirliliği toprak kirliliğine neden olurken, toprak kirliliği de özellikle yer altı sularının kirlenmesine neden olur.
TOPRAK KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
Toprak kirliliğinin önlenmesi için yapılabilecek bazı şeyler şunlardır;
* Verimli tarım topraklarında yerleşim ve sanayi alanları kurulmamalı yeşil alanlar arttırılmalıdır.
* Ev ve sanayi atıkları toprağa zarar vermeyecek şekilde toplanıp depolanmalı ve toplanmalıdır.
* Yapay gübre ve tarım ilaçlarının kullanılmasında yanlış uygulamalar önlenmelidir.
* Nükleer enerji kullanımı bilinçli şekilde yapılmalıdır.
SES KİRLİLİĞİ
Sanayileşme ve modern teknolojinin gelişmesiyle ortaya çıkan çevre sorunlarından biri de ses kirliliğidir. Gürültü de denilen ses kirliliği, istenmeyen ve dinleyene bir anlam ifade etmeyen sesler ya da insanı rahatsız eden düzensiz ve yüksek seslerdir. Ses kirliliğinin yaratan önemli etmenler;

* Sanayileşme
* Plansız kentleşme
* Hızlı nüfus artışı
* Ekonomik yetersizlikler
* İnsanlara, gürültü ve gürültünün yaratacağı sonuçları konusunda yeterli ve etkili eğitimin verilmemiş olmasıdır.

Ses kirliliği, insan üzerinde çok önemli olumsuz etkiler yaratır. Bu etkileri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz.
SES KİRLİLİĞİNİN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
* Ses kirliliği aşağıdaki uygulamalarla önlenebilir;
* Otomobil kullanımını azaltacak önlemler alınmalıdır.
* Ev ve iş yerlerinde ses geçirmeyen camlar(ısıcam gibi) kullanılmalıdır.
* Eğlence yerleri vb. ortamlarda yüksek sesle müzik çalınması engellenmelidir.
* Gürültü yapan kuruluşlar şehirlerin dışında kurulmalıdır.
RADRASYON
Radyoaktif element denilen bazı elementlerin atom çekirdeğinin kendiliğinden parçalanarak etrafa yaydığı alfa, beta,ve gama ışınlarına radrasyon denir. Çevreye yayılan bu ışınlar, canlı hücreleri doğrudan etkileyerek mutasyon denilen genlerdeki bozulmaya neden olur. Çok yoğun olmayan radrasyon, canlının bazı özelliklerinin değişmesine neden olurken yoğun radrasyon, canlının ölümüne neden olabilir. Örneğin; 1945’te Japonya’ya atılan atom bombasın, atıldıktan sonra 7 gün içinde, vücutlarının tamamı 10 saniye radrasyon almış insanların %90’ı hiçbir yara ve yanık izi olmadan öldü. 26 Nisan 1986’da Çernobil’deki nükleer kazanın; ani ölümler, gebe kadınlarda düşük olayları kan kanseri, sakat doğumlar gibi olumsuz etkileri oldu.

Bir çevredeki belli bir dozun üzerinde olan radrasyon, canlının vücut hücrelerini etkileyerek doku ve organlarda bozulmalara ,anormalliklere, üreme hücrelerini etkileyerek doğacak yavrularda sakatlıklara neden olur. Uzun süre radrasyon etkisinde kalmanın yaratacağı sonuçlar aşağıdaki gibi sıralanabilir;
RADRASYONUN ETKİLERİ
* Kanser oluşması
* Ömrün kısalması
* Katarakt oluşması,
RADRASYONUN ÖNLENMESİ İÇİN NELER YAPILABİLİR?
* Özel giysiler(kurşun önlük,özel maske)kullanılmalıdır.
* Radrasyon kaynağından uzak durulmalı, en kısa sürede radrasyonlu ortam terk edilmelidir.
* Radrasyonlu cihazlarla yapılan teşhis ve tedaviye sık sık başvurulmalıdır..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevre Kirliliği Ödevi Kapağı


Arkadaşlar Ödevler için Hazırlanmış çevre kirliliği kapakları ve ödevleri buldukça eklicem şimdilik 2 tane;)
Güle güle kullanın...




























******************************************************************ÇevreİMKB



Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevreyi Temiz Tutmayan insanın ideali,hedefi ve amacı da olmaz!

Çevreyi Temiz Tutmayan insanın ideali,hedefi ve amacı da olmaz!

ÇEVRE kırlılığı,hava kırlılığı,su ve ses kırlılığı olur da,duygu ve düşünce kırlılığı olmazmı ?
duygularda ki kırlenmenin en önemli sebeblerinden birisi zaaflarimizdır...
zaaflarımızın başında da ,kişilik arayışımız gelir..

bu arayış içerisinde ,olduğumuzdan daha farklı görünmek işteyişimiz,sonsuz arzu ve işteklerle dolu oluşumuz,bize fazladan
ve taşıyacağımızın üzerinde bir yük daha yükler...

zaman olur ,o yük altında eziliriz...
paraya,lükse,ve mevkiye olan tutku ulaşılamadığı zaman,insanın taşıyamayacağı bir yük olur..
stres bu safha da ortaya çıkar..
hayat çekilmez olur..insan yaşamaktan bıkar..
duygulardaki kırlenmenin en önemli sebeblerinden birisi de inançsizlıktır..
inanç yokluğu,ruh ve his üzerindeki en önemli yükü oluşturur..

inanmayan insanı ideali,hedefi ve amacı da olmaz...

onun için tek amaç vardır,o da,yeme,içme,ve hislerini tatmin ile birlikte yaşamak duygusudur...

yeme,içme,ve hişlerinin tatmini noktasında tıkanma olunca,inançsizlar,inançsizlığın yükünü taşıyamaz olduklarında intiharı seçmektedirler...

intihar onlar için bir kurtuluş,yahut öyle sanırlar...

evet dostlar,simdi hislerimiz temizlemek,ruhlarımızın üzerindeki fazla yükleri atmak için ne yapmalıyız ?

duygularda ki temizliğin ilk şartı,doymak bilmeyen arzuların gemlenmesi ve ihtiraslara son vermesidir..
bu iş hiç de kolay değil..zira arzular sonsuz,ihtiraslar çesitli..
ikinci şart ALLAHA yönelmek,O 'na candan gönülden bağlanmak,güvenmek ,ve O'ndan (c.c.)yardım istemektır..

kırlenen ruhumuz temizlemek için,samimi tövbe,ve samimi bir kalbe
ALLAH'A yalvarırsak MEVLAM önümüzde ki yollar açacak..

Yorum (yok) Yorum yaz!

Türkler ve çöpler...

Türkler ve çöpler


Geçen Cuma yolum Brüksel’de Türklerin çoğunlukla yaşadığı bir bölge olan Scharbeek’e düştü. Çöplerin toplandığı güne denk geldiği için kaldırımlar çöp torbaları ile doluydu. Ve birden Erikli pet su şişeleri ve Türkçe gazeteler ile kendimi Türkiye’de hissettim. Türklerin en azından bir kısmının geri dönüşüm konusunda göstermiş oldukları dikkati de buradan paylaşmadan edemedim.

turk cop 1

turk cop 2

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevre Kirliliği Google Earth`ten Bak...


Çevreci Yann Arthus-Bertrand`ın gezegeni daha önce hiç olmadığı gibi gösteren 500`e yakın fotoğrafı Google Earth`de yayınlanmaya başlandı. Fotoğraflar, Google Earth`de bir katman (layer) olarak sunuluyor ve yerkürenin bugünkü durumuyla ilgili çarpıcı gerçekleri ve görüntüleri gözler önüne seriyor Yann Arthus-Bertrand ve STK`sı GoodPlanetorg, çevresel kalkınmanın geliştirilmesini amaçlıyor Bunun için seçtikleri yol ise gezegeninin güzellikleri ve sorunlarına fotoğraflarla dikkat çekmek " Kuşbakışı Dünya (Earth from Above )" adı verilen katman, dünyanın dört bir yanındaki değişik ajanslardan alınan veriler kullanılarak, yeni fotoğraflar ve GoodPlanetorg`dan alınan olaylar ve görüntülerle düzenli olarak güncellenecek Bu katmana, çevresel ve insancıl meselelere ışık tutan birçok katmana Google Earth`te ev sahipliği yapan Global Awareness ( Küresel Bilinç ) dosyasından erişilebilecek Global Awareness dosyasına erişebilmek için Google Earth`de sol taraftaki araç çubuğunda Layers ( Katmanlar ) dosyasına gitmeniz yeterli Google Earth`ü ücretsiz olarak earthgooglecom adresinden yükleyebilirsiniz Yann Arthus-Bertrand`ın enfes fotoğraflarına, kişiselleştirilmiş Google ana sayfası olan iGoogle`dan da ulaşabilirsiniz Kullanıcılar " Kuşbakışı Dünya (Earth from Above )" aygıtını ana sayfalarına ekleyerek, her gün yeni bir fotoğraf keşfedip, fotoğrafların çekildiği mekanları Google Maps`den işaretleyebilirler Katmanın kendisine, videolara ve iGoogle googlecom/earthfromabove adresinden de ulaşmak mümkün " Kuşbakışı Dünya`ya (Earth from Above )" İngilizce, Fransızca, Almanca, Arapça, Çince, Korece, İspanyolca, İtalyanca, Japonca, Hollandaca, Lehçe, Çekçe, Portekizce ve Rusça olarak erişim mümkün Yann Arthus-Bertrand bu projede Google ile yaptığı işbirliğinden büyük bir mutluluk duyduğunu söyledi " Her bir fotoğraf sergilendiğinde, kullanıcılar aynı zamanda fotoğrafın anlattığı sahne ile ilgili anahtar bir istatistiğe de ulaşacaklar GoodPlanetorg isimli derneğim ve ben bu çarpıcı fotoğrafların insanları etraflarındaki konuları merak etmekten, bu konularla ilgilenmek ve onları anlamak mertebesine taşıyacağını umuyoruz" Google Earth Outreach`in başkanı Rebecca Moore: "Yann Arthus-Bertrand`ın fotoğrafları hem çok güzel hem de dünyadaki en baskın birkaç çevresel soruna dikkat çekiyor Google Earth, GoodPlanetorg`un işlerini sergilemek ve bu sorunlara görsel ve anlaşılması kolay yollardan ışık tutmak için mükemmel bir yer Teknolojik olanaklarımızın böyle iyi bir amaca hizmet ettiğini görmek fevkalade" diyor

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevre Sorunlarının nedenleri ve sorunlardan kurtulma çareleri

ÇEVRE SORUNLARI NEDENLER VE ÇARELER İLETİŞİMİ

Prof. Dr. irfan erdogan

Kapitalizm, dünya emperyalizmi safhasında, kendi imajında bir dünyayı hızla yaratmaktadır. Sadece dikey anlamda değil, aynı zamanda kapitalist sınıflar içindeki yatay çelişkiler gittikçe milli sınırları daha da çok aşmaktadır. Son yıllarda artan çevre sorunundaki ve çözümündeki uluslararasılaşma, gerginlikler ve çatışmalar buna bir örnektir. Çevre sorunu egemenlik ilişkilerinin en açık bir şekilde kendini gösterdiği önemli bir mücadele alanı durumuna gelmiştir. Gerçi çevre bozulması hemen herkesi etkileyen bir oluşumdur, fakat çevre kirliliğinin olduğu, tehlikeli atıkların atıldığı, tehlikeli suların kullanıldığı ve içildiği, tehlikeli kimyasal ilaçların serpildiği ve kullanıldığı, bacalarından zehir saçan fabrikaların kurulduğu, madencilik ve tarımsal işletmelerin yapıldığı ve modern hayvancılıkla talan edilen yerlere bakarsak, bu alanların yoksul ve güçsüzleştirilmiş kitlelerin yaşadığı bölgeler olduğunu görürüz. En kötüsü, en çok etkilenen de, en çok soyulanlar olmaktadır: Doğa ve doğaya bağlı olarak yaşayan varlıklar.

Çevre sorunu insanlık sorunudur. Bu sorunun yaratıcısı da günümüzdeki egemen kalkınma anlayışını biçimlendiren ekonomik yapılardır. Bu yapılar nasıl ki emeği sömürerek zenginlik ve yaygın yoksulluk yarattıysa, benzer şekilde doğanın kaynaklarını insafsızca sömürerek sadece doğada yoksulluk yaratmamış aynı zamanda insanların sağlığını bozan koşulları ortaya çıkarmıştır. Ardından da, tepkilere karşı kendini haklı çıkaran ve meşruluğunu savunan ideolojik pozisyonlandırmalar ve ekonomik girişimlerle tedbirler getirmiştir: Bu tedbirlerin hemen hemen hiçbiri sorunları ortadan kaldırmaya yönelik değildir. Aksine, "minimum kirlilik ve bozulma" standartları getirerek, hem egemen pratiklere devam etmektedir, hem de bu tedbirler ve standartlarla sermaye için yeni büyüme alanları, örneğin kontrol endüstrisi ve çevre teknolojisi, oluşturmaktadır. Eğer çevre ile ilgili olumlu gelişmeler olmaktaysa, bunun nedeni, her ülke içindeki mücadele veren insanlardır.

NEDENLER VE NEDENSELLİK İLİŞKİLERİ: İLETİLENİN İDEOLOJİK YAPISI

Bilimsel araştırmada yapılacak en büyük hatalardan biri de ara-faktörleri ve hatta sonuçları bağımsız veri olarak almaktır. Bu tür yaklaşımın tehlikesi sadece bilimsel hata değil, aynı zamanda, çözüm çarelerini de bu yanlış temele dayandırdığı için, politikaların da bilerek veya bilmeyerek yanlış saptanmasıdır. Günümüzdeki çevre sorunlarının ana nedenlerinden biri de, ayni zamanda, bu tür saptamalardır.

Nedenselllik ilişkisinde, çevre sorunlarıyla ilgili sayısız etkenler olduğu inkar edilemez. Fakat bu etkenlerin hepsinin temelinde saptayıcı bir neden yatmaktadır: Sorunların nedenleri en özlü anlatımla sosyal üretim biçimidir. Çevre sorunları kazaların veya kötü yönetimlerin sonucu değildir. Kazalar, kötü veya iyi yönetimler, bürokratik çıkmaz ve uygulamalar, halkın bilinci, eğitimi ve katılım tarzı, belli üretim ve ilişki biçimlerinin yansıma örneklerinden öte birşey değildir. Yasalar çalışmıyor, uygulanmıyor, hiçbirşey yürümüyor gibi şikayetlerle anlatılan çaresizlik ve çıkmazın kendisi de şikayet ettiği gerçekler gibi çalışan bir düzenin günlük işleyiş biçimini dile getirir. Sorunlar ve sorunlar için sunulan egemen çözümler birkaç yüzyıldır yapılaşan büyüyen ve genişleyen bir dünya sisteminin çalışma biçiminden çıkıp gelmektedir. Ekoloji ve insan peyzajının durumu, kötü yönetimin çok ötesinde, egemen bir iş görme biçiminin sonucudur.

Güç ilişkilerinin getirdiği sonuçlar, çıkar hesapları ve yanlış pozisyonlandırılmış neden-sonuç-çare ilişkileri kendilerine özgü bir gerçeği dile getirirler: Örneğin, dolgu alanlarındaki patlamanın nedeni metan gazıdır. Patlama ile metan gazı arasında inkar edilemez bir nedensellik ilişkisi vardır. Çare: metan gazını patlamaya meydan vermeyecek biçimde kontrol etmek. Sorun çözüldü. Acaba? Çözülmedi. Egemen endüstriyel yapıya,kendini sürdürmesi ve genişlemesi sürecinde, yeni bir teknolojik, ekonomik, siyasal ve ideolojik faaliyet alanı eklendi. Bu, "patlama-metangazı-çare" yaklaşımının, iki kere iki dört ötesinde çok önemli kuramsal ve pratik anlamları vardır: Bu yaklaşım patlama ve metan ilişkisini olduğu çevreden soyutlayarak ele alır. Çözüme yaklaşımı mekanikseldir. Kendini sadece belli bir sonucun (patlamanın) çıkmasına neden olan son-nedenle (metan gazıyla) sınırlar. Bütün bunların anlamı oldukça açıktır: Bu yaklaşım patlamanın oluştuğu çevredeki patlamaya kadar gelen her türlü yapıyı dokunulmaması gereken, soruşturulmaması gereken, meşru bir yapı olarak görür (veya güç ilişkileri nedeniyle görmek zorundadır). Egemen yapısal faaliyetlerin zararlı sonuçlarını sadece bu sonuçların kontroluyla düzeltmeye yönelik bir yaklaşım bu egemen faaliyetler düzeninin tutucu-destekleyici bir parçasıdır. Yaklaşımın bu sınırlardan çıkıp, patlamanın nedenini metan'a bağlarken, sorunu patlamanın olduğu çevre ve bu çevreyi etkileyen diğer çevreler içinde anlamaya ve anlamlandırmaya çalışmak gerekir. Yaklaşım böyle olunca, çare metan gazını kontrol gibi tek bir alternatifsiz alternatif içinde hapsedilmez. Aksine, birden fazla alternatifler ve bu alternatiflerin önemi ve anlamları üzerinde durulur. Örneğin, kontrol yerine, patlamanın olduğu faaliyetin sorunlu üretim biçiminin yeniden düzenlenmesi veya o çevreden taşınması, ya da alternatiflere yer vererek durdurulması gereği yeni ve en doğru bir alternatif olarak ortaya çıkabilir.

Neden, örneğin Agenda 21 gibi Dünya Çevre Zirvesinin ürünü olan bir yapıt, yaptığı durum analizinde oldukça gerçekçi olurken, ileri sürdüğü nedensellik ilişkileri ve önerilerinde yüzeysel kalmaktadır? Yüzeyselliğin en önde gelen nedeni, giderilmesinin ve önlenmesinin gerektiği savunulan çevre ve insan peyzajı koşullarının değişimini sağlama yaklaşımında, bu koşulları yaratan güç yapısına olan bağımlılıktır. Yanlışlıkları azaltmak ve yüzeysellikten kurtulmak ancak koşulları oluşturan egemenlik ilişkilerinin ve güç yapısının ekonomik, siyasal ve kültürel özelliklerine eğilmekle sağlanabilir.

"Nüfus artışı" önemli toplumsal oluşumlarda ana etken-neden (bağımsız-etken) olarak her zaman gösterilmektedir. Nüfus artışının yoksulluğa ve açlığa neden olduğu, kalkınmayı kösteklediği ve çevre bozulmasında önde gelen faktör olduğunu iddia etmeyi, bilimsel-körlük yanında, insanlara ikinci bir hakaret olarak kabul ettiğimiz için, nedenler arasına, "neden" olarak koymadık: İstatistik maniple edilerek ulaşılan soyut nicelikselliğin ötesine gidilip, mülkiyet ilişkileri, teknolojinin kullanım biçimi, kaynakların ve zenginliklerin bölüşümü ile bu niceliksellik (nüfus artışı) anlamlandırılmaya çalışılırsa, o zaman tamamiyle ayrı bir gerçek ortaya çıkar. Bunun için, kurbanı suçlayarak bir kez daha kurban etme ideolojisinden uzak durduk. Onun yerine, neden nüfus artışının "neden" olarak gösterildiği ve oynadığı rolü vurgulamaya çalıştık.

Çevre sorunu olarak nitelenen olgular, temelde, birer sonuçtur. "Ancak dinamik süreçlerdir ve bu süreçlerde belirleyici olan, nedenlerin niteliğidir." Sorunların nedenlerinin belirleyicilerinin etkenlik düzeyleri zaman ve yere göre değişiklikler gösterebilir (Çağlar, 1991). "Gübre tüketim yoğunluğu," veya "motorlu taşıt trafiği yoğunluğu" çevre sorunlarına yol açan etkenlere katman olarak ele alındığında, belli bir teknolojik süreçte ve zamandaki durumu ifade ederiz: Gübre tüketim yoğunluğuyla çevre bozulmaları arasında görünen pozitif ilişki, öncelikle köylünün bilinçsiz kullanımından değil, belli bir üretim teknolojisinin yapısal özelliklerinden ve ilişki biçiminden kaynaklanır. Bu teknoloji ve ilişki biçiminin egemen koşullarının çevre bozulmalarını yaratmayacak biçimde değiştirilmesi, gübre tüketim yoğunluğuyla olan pozitif ilişkiyi ortadan kaldırır. Bunun anlamı da epey açık: Egemen üretim süreçlerini değiştirmeden sürecin son halkasındaki oluşum ve kullanıma yönelik sorun-çözme girişimleri en iyi biçimleriyle yeni sorunlara gebe kısa dönemli aspirin yutturmalarıdır.

Çevre bozulmalarına neden olan etken, örneğin sınai yapılaşma hızı veya kentlileşim yoğunluğu değil, sürecin kendine özgü biçimidir. Yoğunluk belli koşullarda çevreyi bozucu etken olduğu gibi, diğer koşullarda çevreyle destekleyici etkileşim içinde olabilir.

Çevre koruma bilinci ve duyarlılığı, üretim biçimi ve ilişkilerinin fonksiyonel sonuçlarındandır: Bilinç ve duyarlılık, bilinç ve duyarsızlık, bilinçsizlik ve duyarsızlık, bilinçsizlik ve duyarlılık yapısal ilişkilerin getirdiği bir gerçektir ve "eğitimle" ilişkisi ayni fonksiyonellik içinde anlam bulur (yani bilinçle, bilmeyle çevreyi gözetici davranış arasında zorunlu bir pozitif ilişki yokluğu nul-hipotezi her zaman red edilemeyebilir. Günlük deyimle, bilinç, bilgi, eğitim çevreyi bozmayı engelleyen faktörler olsaydı, teknolojik düzenin çok-okumuş ve çok bilmiş tasarımcı, üretici, yönetici ve yürütücüleri (politikacılar dahil) doğa ve insana karşı cinayet olarak nitelenebilecek egemen faaliyetlerde bulunmazlardı: Teknolojik düzen bu biçimde yapısallaştırılmazdı. Dünyayı bugünkü duruma getiren kırsal alanın köylüsünün geleneksel teknolojisi ve "eğitimsiz, bilinçsiz" ilişkisi değildir. Ormanlar, yer üstü ve yer altı kaynaklar sistematik olarak bütün dünyada tahrip veya yok edilmekte, ve bizim bazı profesörlerimiz ve politikacılarımız da köylünün ormanları yakmasından ve toprakları kötüye kullanmasından şikayet ediyorlar ve "cehalete son, eğitmek gerekir" diye uzun yıllardır aynı teraneleri tekrarlayıp duruyorlar. Neden? Bir neden: Güçsüze tekme vurmak hem kolay hem de verimli de ondan. Ayrıça, güçlüye uzanan dil ve el pek de hayırlı neticelerle karşılaşmaz.

Kamuoyu araştırmaları (örneğin anketler) egemen politikaların saptanması ve yürütülmesinde en etken bir araçtır. Bugün reklam endüstrilerinin, televizyonlardaki "çöplük" programların ve "kocakarı dedikodularını modernleştirererek kitle iletişimi biçimine sokan haberlerin büyük başarısı, tutum ve davranış araştırmaları sonuçlarının başarılı bir biçımde uygulamaya konmasına örnektir. Dolayısiyle, bu araştırmaların gereği ve bilimselliği, aranan kontrol ve amaçlardan asla bağımsız değildir. Örneğin, bir kamuoyu anketinde "Çevre bozulması sizce nasıl önlenebilir?" sorusuna, ankete cevap verenlerin çoğunluğunun "vatandaşları eğiterek" seçeneğini seçtiği bulgusu, egemen politikaların ve projelerin uygulanmasını meşrulaştıran dayanaklardan biridir. Böylece, neden, sorun ve çözüm ilişkisinde, öncelikler tersine döndürülerek yeniden pozisyonlandırmalar, yerinden etmeler ve belli sıralandırmalarla egemen gündemler yapılır, kurulur ve yürütülür. Kitle iletişim araçlarında ve özellikle de haberlerde, çevreye ilişkin haberlerin nasıl kurulduğuna bakıldığında en genel hatlarıyla bunların, sözkonusu bir çevre kazasıysa beklenilmeyen ve olasılık dışı bir tehlike olduğu; tamamen insani hatalardan kaynaklandığı; çözümün koruyucu önleyici çevre politikalarınca değil onarımcı çevre politikalarıyla sağlanabileceğini vurgulayan ve çevreci protesto gösterilerini de neredeyse magazin haberleri gibi sunan haberler olduğu gözlenmektedir.

Gelelim bilimsel araştırmalarla kontrol arasındaki ilişkinin bir diğer yüzüne: Çağlar'ın (1994) yaptığı değerli bir araştırmada "Türkiye'deki en önemli çevre sorunu sıralamasında, hava kirliliği " % 63.48 ile en başta ve çöp % 14.61 ile ikinci gelmektedir. Bırakın % 63'ü, diyelim ki, tüm Türk halkının düşüncesi bu olsun. O zaman, kamu politikalarının hava kirliliğini ortadan kaldıracak bir biçimde saptanması ve ona göre uygulamalar yapılması gerekir, çünkü bu, teoride demokrasinin bir koşuludur. Fakat gerekli uygulamalar yapılmaz: Gereken ile uygulanan arasında büyük bir uyuşmazlık vardır. "Gerekir" ile "uygulanır" arasındaki uyuşmazlıkfarkuçurum, güç mücadelelerinin oluşturduğu egemenlik durumunun çıkarcı gerçeğini gösterir. Objektif nedensellik ilişkisi, burada da, güç kullanımı içinde belli bir biçim ve anlam kazanır: Objektif gerçekler subjektif çıkarlar karşısında çöldeki bir yağmur damlası gibi daha yere düşmeden buhar olur gider ve "semtimizin çöplük olarak kullanılmasını istemiyoruz" diye direnen insanlara, belediyenin vurucu "timleri" saldırtılır. Böylece sorun çözülür. Sorun neydi ki? Sorun belediyenin temsil ettiği çıkar hesaplarının ve ilişkilerinin önüne konan, bölücü "istemezük" taşıydı. Taş dövülerek övütülmekte... Yok, hatırladığıma göre, sorun "istemezük" değil, semtimizin çöplük olarak kullanılması, çevre ve sağlık sorunuydu. O zaman, bilimsel bir şekilde şey yapalım; semtinizin halkını, çöp atan kamyonların şoförlerini, bize dayak atan vurucu timleri eğitelim, bilinçlendirelim. (BİZ akıllı, bilinçliyiz. ONLAR akılsız, bilinçsizdir!!) Subjektif gerçeklerin objektifleştirilmesi, günlük yaşam mücadelesinde çıkarla bilinç arasındaki ilişkinin bir sonucudur. Bu nedenle, örneğin, günümüzde, büyük kirletici olan büyük kapitalistler, halkı çevre bilinci yönünde eğitmek için, büyük partiler, büyük destek e çevreci demeçler vererek, hatta çevreci kurullar oluşturarak ve görünüşte-çevreci örgütleri besleyerek büyük çevre korumacısı kılığına bürünürler.

Ormanların endüstriler tarafından kullanım biçimleri, toprak kullanım tarzları, madencilik, tarımsal işletmecilik ve intensif hayvancılık vb. sadece çevre bozulmalarını değil, aynı zamanda kırsal alanlardaki yoksulluğu yaratan ve sürdüren bir biçimde işlemektedir. Kaynakların (orman, su, toprak, maden, enerji vb.) talanının önde gelen nedeni, yerel halkın ne kültürsüzlüğü, eğitimsizliği ve cahilliği, ne geleneksel kullanım biçimi ne de artan nüfus ve tüketim talebidir; Kaynakların sömürülmesi biçimidir. Çevre bozulmasının önde gelen nedeni de....

Yaşadığımız dünyada çevre sorunlarıyla mülkiyet ilişkileri, birbirinin fonksiyonel parçası durumuna gelmişlerdir. Çevre sorunlarını gereğince anlamak ve anlamlı çözüm yollarına ulaşabilmek için, en azından, üretim araçlarına sahiplikte dengesizlik , doğal kaynak dağılımında dengesizlik, kitle üretim endüstrisinde politika değişimi gerekliliği, üretim alanı seçimi ve alanın yakın çevresinin korunması, alan içi çevrenin temiz tutulması, korunması ve geliştirilmesi, üretilen zenginliğin çevre geliştirilmesinde kullanılması; üretildiği yakın çevrenin (yörenin) çevre ve insan koşullarını, bu zenginliğe orantılı bir biçimde, korumak ve geliştirmek için o yörede kalması; uluslararası firmaların ve ortaklarının sömürüsünün böylece azaltılması; zenginliklerin dışarı kaçırılıp zengin olması gereken çevrelerin yoksullaştırılması ve tahribinin önlenmesi gibi önemli faktörler üzerinde durmak gerekir.

SORUNA NEDENLER

ÜRETİM TEKNOLOJİSİ, İLİŞKİ VE YANSIMALARI

Teknoloji kavramı üzerinde durulurken, bilinçli veya bilinçsiz olarak, birbirine bağlı çok önemli, birkaç hata yapılmaktadır. Bunlardan birincisi, teknolojiyi sadece makinelere indirgemek; İkincisi, teknolojik yapıyı insanlığın tümüne mal etmek; üçüncüsü, mülkiyet ilişkilerini gözardı etmek; dördüncüsü, teknolojinin ürünlerine (makinelerine) sorunların çözücüsü olarak sarılmak; beşincisi, teknoloji transferini kurtarıcı olarak nitelemektir. Bir kere, teknolojiyi makinelere indirgemek çok önemli bilimsel ve ideolojik yanılgılara ve sosyal-politika sorunlarına yol açar. Teknolojik yapı belli bir zaman çerçevesindeki insanlık durumunu yansıtır, genel anlamıyla insanlığın o anki gelişmesini gösterir, fakat kesinlikle teknolojik düzenin örgütlenme biçiminden (özellikle, mülkiyet ilişkilerinden) ayrı düşünülemez. Düşünülürse, ne teknolojik yapı, ne toplum işleyişi, ne sorunlar ne de çareler üzerinde sağlıklı başlangıç ve sonuçlar elde edebiliriz. Bu hatalı anlayış nedeniyle ki, örneğin, ürün transferi teknoloji taransferi sanılmakta ve teknolojinin ürünlerine kurtarıcı olarak sarılınmaktadır. Teknoloji transferi kesinlikle modern teknolojik-üretim araçlarında olmaz, çünkü en basit anlamıyla, teknolojik-üretim araçları toplumun değil, belli örgütlenmiş kişilerin mülkiyeti ve kontrolü altındadır. Bu mülkiyet ve örgutlü kontrol yoluyla toplumsal sınıflanmalar, zenginlikler ve yoksunluklar, egemenlik ve bağımlılıklar oluşur ve sürdürülür. Teknoloji transferi olarak nitelenen süreç gerçekte ekonomik ve ideolojik-kültürel sömürü sürecidir. Bu süreçle, teknolojik mülkiyet değil, teknolojik yapının maddesel pazar biçimi ve bu pazarı destekleyen ideolojik (kültürel, siyasal) binası transfer edilir. Hiç kimse sana, modern üretim teknolojisini eliyle peşkeş çekmez, istese bile çekemez, çünkü bu davranış, örneğin, kapitalist düzenin mülkiyet ilişkileriyle gelen sahiplik, pazar, kar ve "sorun ve çözüm" anlayışına yıkıcı bir biçimde karşıt ve aykırı düşer. Televizyon vericilerine ve stüdyo makinelerine sahip olmak, asla televizyon teknolojisini transfer anlamına değildir; çünkü iletişim teknolojisi, iletişimi belli bir biçimde gerçekleştiren radyo dalgalarından elektrik üretimine, değiştiricilerden yükselticilere, şifreleyicilerden şifre çözücülere, studyo kameralarından evdeki televizyon aletine, televizyon aletinin içindeki her parçaya kadar çeşitlenen maddeleri üreten bir sistemdir. Bu sistemde, uluslararası egemen pazara bağımlılığı bir yana itip, teknolojinin ürünü olan parçaları birleştirerek ortaya çıkardığı son-ürüne bakıp üretici olduğunu iddia etmek gülünç bir sahtekarlıktan öteye gitmez. Hele, çevre ve insan peyzajında, egemen teknolojilere ve teknolojik düzene kurtarıcı olarak sarılmak ya körlük ya kasıtlı yanıltma ya da kör yanılgıyanıltmadır. Çünkü dünyanın bugünkü durumunun nedeni teknolojik düzendir. Sularımızı, havamızı, topraklarımızı kirleten, insan sağlığını bozan ve çeşitli ciddi hastalıklara neden olan ne ve kim? Orman yakan bir iki köylü veya çevreye atıkları serpiştiren "bilinçsiz tüketici" kitleleri mi? Yaratan ve sürdürmeye çalışan ne ve kim (burda ne yaratıcı Tanrıdan ne de birey olarak bir aile veya kişiden bahsediyoruz!)? Dünyayı yaşanmaz duruma getiren ve kitlelere yoksunluk ve çeşitli biçimlerde gereksiz-ölüm getiren bir egemen teknoloji ve düzen nasıl kurtarıcı olabilir ki? Peki, çevre dostu teknolojiler? Bu teknolojilerle gelen çareler denize düşenin yılanın çocuğuna sarılışına benzer. Eh, yılanın kendisinden daha iyi, değil mi? Bir diğer açıdan, çevre dostu teknolojiler, egemen düzenin kendini sürdürebilme çabası yanında, değişime doğru bir gidişi anlatır: Bu teknolojilerin oluşumu ve gelişmesi, ayni zamanda, egemen teknolojik düzene karşı olan mücadelenin içinde yaşadığız zamandaki sonuçlarından birini gösterir.

TÜKETİM SONRASI OLUŞUMLARIN ANLAMI

Çevre sorunu çok yönlüdür ve çok yönlü yaklaşımlar ve tartışmalarla karşılaşırız. Bu yaklaşım ve tartışmalarda ender olarak kuramsal tartışma görürüz. Bu da, sorunun belli bir çerçeve içine hapsedildiğini ve bu çerçeve içindeki politika sorunu biçimine indirgendiğini gösterir. Bu dar çerçeve son yıllarda kırılmakta ve soruna politika ötesinde, ülke içi ve ülkeler arası ilişki ve yapı sorunu olarak yaklaşılmaktadır. Bu da, yaklaşıma teknolojinin yapısı, teknoloji transferi ve kullanımın uygunluğu, transfer edilen bilgi, teknik ve metodların ideolojisi, desteklediği yapı ve bu yapının geçerliliği, tek yönlü akışı ve empoze edici oluşu, ulus içi ve uluslararası çevre politikalarının yapısal değişim gerektirdiği gibi önemli faktörleri katmıştır. Yaklaşımlar ve tartışmalar sorunlarla ilgili her safhada, örneğin tanımından politikasına kadar olan safhalarda, olmaktadır. Çevre bozulması oluşumu toplumsal bir olgudur, toplumsal faaliyetlerin hammadde çıkartılması, işlenmesi, üretim, dağıtım ve tüketime kadar her safhasında vardır. Dolayısıyle, tek bir alana, özellikle tüketicilerin günlük kullanım ve kullanım sonrası atık alanına sıkıştırılınca oluşumun önemli kısımları ihmal edilmiş olur.

ÇÖZÜMLER VE ANLAMLARI

Bütün girişimlere ve çabalara rağmen ilerleme haddinden fazla yavaş olmaktadır. Bunda hemen herkes hemfikirdir. Olan gelişmeler çoğunlukla kontrol yönündedir. Uygulanan politikalar ve teknolojiler, önleme ve ortadan kaldırma değil, belli bir seviyede tutma ve kötü etkilerinin yayılmasını kontrol biçiminde olmaktadır. Burada normal bir insanın aklına ilk gelen soru "insanlar önleme yolları bulamayacak kadar aciz mi?" sorusudur. İnsanlar önleme yolları bulamayacak kadar asla aciz değildir: Acizlik aciz bırakılmaktan gelmektedir. Rio'daki dünya çevre zirve konferansının ürünü olan Agenda 21'a bakarsak bunun en açık bir örneğini görürüz. Agenda 21'i hazırlayanların en zorlandığı durum, sorunların nedeni olan egemen dünya düzeniyle sorunların çözümünü nasıl uyuşturacakları, bağdaştıracakları olmuştur. Bu uyuşturmayı sağlamak için de, sorunları yaratan egemen faktörde (dünyanın siyasal ekonomik düzeninde ve bu düzenin teknolojik biçiminde) değişim yapmak zorunluluğundan vazgeçilir. Bundan vazgeçilince geriye, umutsuzca umutlu öneriler, tüketici kitleleri suçlama, yasalar ve politika değişimleri ve kalkınma planlarında çevre korumanın konması, çevre teknolojilerinin transferi ve kullanılması gibi, çevre bozulmalarının oluşumunu durdurmayan, anlamlı değişikliklerden yoksun ve çoğunlukla kısa dönemli kontrol çareleri öne sürülür. Bu uyuşturmada, örneğin tarım alanları incelenirken, bu alanlardaki insan ve çevre sömürüsünü sürdüren tarım işletmeciliğinin yapısı bir kenara itilir ve nedenler "geri-kafalı" yoksul köylülerin yoksulluğunda, bu insanların geri-teknolojisinde, nüfus artışında ve kültürel davranışlarında aranır. Yoksulluğa eğilirken bile kaynakların bölüşümü ve mülkiyet ilişkileri ya görmemezlikten gelinir ya da tanrının insana verdiği tartışma götürmeyen evrensel bir gerçek gibi kabul edilir.

Kullanılan çözüm yollarının hemen hemen hiçbiri, birkaç istisnalar dışında, yeni değildir. En iyi şekliyle, insanların tarih boyu kullandığı metodların geliştirilmesidir. Bu geliştirmede de hangi metodun ön plana geçeceği ve hangi teknolojilerin geliştirileceği objektif kıstaslara göre değil, kapitalist pazarın gelişme arzularına göre yapılır. Dolayısıyla, örneğin, çevre koruma teknolojisinin geliştirilmesinde, bu pazarın dikte ettiği en temel sorudan hareket edilerek kararlar verilir: Rekabetle yok edilmeden ve büyük sermayenin baş parmağına basmadan, çevre korunması ile ilgili hangi teknolojileri, nasıl ve nerede geliştirerek ve kullanarak maksimum çıkar sağlarım? Dolayısıyla, itici güç asla çevre değildir, olamaz. Çünkü, çevrenin itici güç olması kapitalist pazar sisteminde önemli değişiklikler olmasını gerektirir.

Bugüne kadar ekolojik ve insan sağlığı bozulmaları sorunlarına egemen yaklaşımlar "aspirinci" yaklaşım olmuştur: Aspirin baş ağrısını geçirir ve şişkinliğin inmesine yardım eder, fakat ne baş ağrısının ne de şişkinliğin tekrar olmasını önleyebilir. En kötüsü de, "aspirinci" teknolojilerin örgütlü gücü, araştırma ve gelişme girişimlerini, kalkınma çabalarını büyük ölçüde saptayıcı egemenliği ellerinde tutarlar. Böylece, bu gücün çıkarı ve sürdürülebilirliği evrenselleştirilerek genelin çıkarı ve sürdürülebilirliği olur. Bu da elbette kendiliğinden olmaz: Ekonomik gücün yanında bilgi, enformasyon, eğitim, kültür, siyasal ve ideolojik örgütlenme ve pratiklerde de egemenlik sağlama ve sürdürme ile başarılı olabilir.

Yirminci yüzyılın sonunda, bu genelleştirilmiş özel çıkarların sürdürülmesi sermayenin büyük ölçüde uluslararasılaşmasının artmasıyla bir ulus içinde sınırlanıp gerçekleşme olanaklarını yitirmiştir. Bu nedenle, Amerika ve İngiltere gibi bir gelişmiş kapitalist sistemin "sürekli kalkınma" çabası bile, ne denli detaylı olursa olsun, ne denli iddialı olursa olsun, uluslararası pazarın ve pazar politikasının egemen ortamının esneklik ve amaçları çerçevesinin "başarısının" ötesine gidemez.

Kapitalist sistemin ihtiyaçlarını karşılamak ve sorunlarını çözmek için geliştirilmiş olan teknoloji ve teknolojik düzen bugün yapısal bakımdan ekoloji ve insan sağlığının bozulmasında sorunun çaresinden çok daha fazla nedeni olmaya devam etmektedir.

Yorum (yok) Yorum yaz!

Çevre Kayması

Gelişmiş ülkelerin -sanki- dalgalarını geçmek için, gelişmemiş ülkeleri sıkıştırıp hapsettikleri dar alanda, keyiflerine göre oynadıkları, oynamaktan bıktıklarında da ortada bıraktıkları, bir kırık oyuncak oldu çevre.

Yani, yazdıkları senaryoyu oynuyorlar. Bazan sevinçli, bazen kederli; ama her zaman kafalarında binbir şeytanlıkla.

Biliyorsunuz, bu hükümet, çevre ve ormanı birleştirdi.

Çevre ve ormanla, Kocaeli milletvekili olmaktan öte hiçbir ilgisi olmayan bir makine mühendisini de, bakanlığın başına getirdi.

Çok iyi hatırlıyorum, bakan olur olmaz, Türkiye’nin çevre sorunlarının çözülmesi için, 50 milyar dolar gerektiğini söyledi. Bu parayı ayıramayacağımıza göre de, asıl söylenmek istenen, ‘başarısızlığıma takmayın’ mesajıydı.

Şimdi çıtayı biraz daha yükseltmiş... 2014 yılına kadar 35 milyar euro harcayıp Polonya ve Macaristan’ı yakalayacak, 2020’ye kadar da bir 35 daha harcayıp Almanya ve Fransa’yı belki de geçecek.

Bu, hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bilgileri, bakanın kişisel sitesinden aldım.

1983’te hazırlanan 2872 sayılı Çevre Kanunu, 5491 sayılı kanunla değiştirildi.

Bakan, TBMM’de, sevgilisine kavuşamamış ‘mahzun’ fotoğraflar çektirdi.

Sonunda, çevre için -bence- hiçbir şey ifade etmeyen yasa çıktı.

Şaşırdınız, doğrudur.

Bu yasa çevre için hiçbir şey ifade etmiyor, sadece oynuyor.

Türkiye’yi mahveden şeyin, çevreyi yok sayan kaba bir kalkınma anlayışından kaynaklandığını bilmeyen bir yasa... İstanbul, İzmir, Adana, Mersin, Tekirdağ ve İzmit’in, bu kırk para etmez kabalık yüzünden yitirildiğinin farkında olmayan bir yasa...

İzmir Körfezi’ni ve Haliç’i yok eden, onların Türkiye’ye kazandırdıklarından daha fazlasını harcamamıza rağmen, hala düzeltemediğimizi görmezden gelip, ekonomik olmayan bir sanayiyi korumayı, kollamayı sürdüren; çevre önceliği olmayan bir yasa...

‘Sürdürülebilir çevre ve sürdürülebilir kalkınma’yı dengeleyecekmiş yeni yasa; ala!

Yasanın çevreye kör baktığını, en iyi, ilkeler maddesinin (g) şıkkı açıklıyor: ‘yapılan harcamalar kirleten veya bozulmaya neden olan tarafından karşılanır.’

Mesele de bu zaten.

Her türlü sanayi tesisi, uygun yerlerde kurulsun, ancak, öyle önlemler alınsın ki, çevreye zarar vermesin.

Bakış açısı bu olmalıyken, ‘kirleten öder’de takılıp, kalınmış.

Denizlerin doldurulması ile kazanılan arsaları, eski haline getirmeyi yasaya koymuşlar.

Dağılan doğal dengeyi nasıl yeniden düzenleyeceksiniz, bu mümkün mü?

Bozulan sulak alanların eski haline getirilemeyeceğini bile bile, o da yasada(madde 9/e).

Bir nohut iriliğindeki toprakta 70 milyon canlı var, bunu biliyor musunuz?

Eğer biliyorsanız, bu cinayeti, yani ek madde 1/c’de yazdıklarınızı nasıl açıklarsınız?

‘İkinci ürün ekilen yörelerde... valilik sorumluluğunda kontrollü anız yakmaya izin verilebilir.’

Ortaçağ Avrupasında, 16. yüzyılda anızın kesinlikle yakılmayacağı kayda alınmış ve uygulanmıştır.

Bu yasanın en büyük eksiği nedir biliyor musunuz?

Gazete haberlerinden yola çıkılarak, magazin sorulara yanıt aranmış...

Bunu hazırlayanların aklında, çevre diye bir kavramın olmadığı anlaşılıyor.

Duwarmish’lerin reisi Seattle’ın yazdığı varsayılan mektuptaki duyarlık bile yeterliydi:

‘Gökyüzünü nasıl satın alabilirsiniz?’

İyice inceledim, isteyen herkesle de tartışmaya hazırım.

Öylesine basit hatalar yapılmış, öyle üstünkörü hazırlanmış ki...

Erozyonun, bu ülkenin topraklarını bitirmeye azmettiği; tüm dünyadaki toprak kaybının ellide birinin yitirildiği bir coğrafyanın yöneticileri, bu kadar bilinçsiz olabilir mi?

Yasada, çözüm yok, sadece ceza var!

O da çözüm değil ki...

Cumali Ünaldı

Yorum (yok) Yorum yaz!

Atların Çiftleşmesi,smackdown izle Vtunnel Ktunnel D Smart izle Metin 2 hileleri Fifa 2010 indir İntizar 2009 Ömrüm Senindir Albüm Dinle Kürtçe Sözlük